- Siz de fark etmişsinizdir ki; AVM lerde , metro/tramvay duraklarında bir kat yürüyerek çıkmamak için asansörlere koşuluyor hemen özellikle AVM lerde sıkça gördüğüm bir durum maalesef bu. Hatta öyle ki asansör sırasına bile giriliyor. Şimdi arkadaşlar yaklaşık her AVM içinde yani en azından benim gittiklerimde yürüyen merdivenler de mevcut. Hiç düşündünüz mü bu asansörler o zaman neden konulmuş cidden bir an aklınıza geldi mi? Ben vereyim size cevabı gençlerimizin hurra saldırmaları için konulmadığı kesin. Asansör; yürüyemeyecek kadar yaşlı, rahatsız olan kişilerle gerçekten yürüyemeyen veya bebek arabası olan ebeveynler için özellikle düşünülmüştür. Ah kardeşim tamam kullan asansörü tabii ki karışamam ama bari sıranı beklerken tekerlekli sandalyeli olana öncelik ver yani o sana öncelik vermesin!! Evet evet verilen o öncelik de büyük gururla kabul ediliyor ya ne desem boş!!! Hıı pardon senin durumun daha vahim değil mi kardeşim beyinsel olarak!!!
- Özellikle AVM’ lerde, şehirlerarası otobüs terminallerinde tuvalet kuyruklarına şahit olmayanınız yoktur diye düşünüyorum. Böyle insanlar sırada beklerken sivri zekalının biri arkalardan ay daha fazla bekleyemeyeceğim deyip boş olan engeller tuvaletine girer. Ya hiç düşünmüyor mu bu kadar insan niye bekliyor da ben giriyorum? Yok tabii ki düşünmez çünkü o onun en doğal hakkı!! Okumamış kör cahil değil bunu yapanlar, ağır olacak belki ama, bu kişiler sadece kendini uyanık zanneden sivri zekalılar!! O kişi, o tuvaleti kullanırken o sırada yürüme sıkıntısı çeken birisinin gelebileceğini ve onun hakkını gasp etmiş olacağını hiç aklına bile getirmez. İşte bu kişileri hangi kategoriye sokacağımı ve hangi vasıfla bunların toplumda yaşadığını çözemiyorum, İnsan(mış)!!
- Şehirlerde en büyük sıkıntılardan biri ne diye sorulsa bana park yeri bulma da cevaplarımdan biri olur gibime geliyor! Cidden çok büyük sorun hatta o kadar büyük ki engellilere ait park yerleri bile dolduruluyor!! Aaa süper bak boş hemen çekeyeyim abi şuraya kaçırmayayım, aman zaten çok kısa sürecek derken cidden hop araba yerleştiriverilir oraya. Peki arabasından senin gibi dar alanda inme imkanı olmayan engelli bir vatandaşımız yana yakıla kendine yer ararken onun hakkını gasp etmiş olarak için çok huzurlu değil mi oraya park etmekle ne de olsa hakkını kullandın!! Bu kişilerle ilgili bir AVM de şöyle bir yazı görüp çok etkilenmiştim; “Park yerimi aldınız engeli mi de alabilir misiniz?!” . Sahi alabilir mi!!
- Bizim kaldırımlarımızı fark etmişsinizdir ki genelde arnavut kaldırımı şeklinde. Yürüyebilen insanlar bile zar zor yürürken yürümekte güçlük çekenler veya tekerlekli sandalyeli olanlar ne yapsın mecburen ana yoldan kaldırıma yakın şekilde gitmeye çalışacak ki aaa o da ne hay Allah arabalar da park etmiş oralara!! Ee şimdi mecburen ne yapacak tekerlekli sandalye kullanan vatandaşımız araba yoluna girmek mecburiyetinde olacak! Zaten kalbi güm güm o yolu kullanırken derken arkadan daaatttt! arabalı bir arkadaş korna çalıyor, tabii kendini düzeltemeyeceğinden sakince devam eden tekerleklinin yanından yol az genişleyince arkada datlayan şahıs geçiveriyor hem de el kol hareketi yaparak!! Tabii özür dilemesi lazımdı tekerlekli sandalyeli arkadaşın yol veremediği için tabakhaneye bir şey yetiştirmeye çalışan kalasa!!!
14 Mayıs 2020 Perşembe
birer engelli adayı olduğumuzu aklımızdan çıkarmasak?!
Dün internette gezinirken bir baktım ki meğerse bu hafta engelliler haftasıymış ve insanlar yığınla bir şeyler paylaşmış bu haftayla ilgili!!! Ünlem koyuyorum neden mi çünkü bu duyarlılık bana çok ironi geldi. Yok alay falan etmiyorum gerçekten çok ironi, şimdi maddeleyeceğim gözlemlerden sonra siz de bana hak vereceksiniz;
4 Mayıs 2020 Pazartesi
kendi içimizde yaşasak nasıl olur?
Malumunuz bu pazar Anneler Günü, 1,5 ay sonra ise Babalar Günü. İşte bugün sizlerden bu özel günlerle ilgili ricalarda bulunmaya geldim:). Genelde bu özel günler için ne yapılıyor kısaca değinecek olursak;haftalar öncesinden haldır haldır hediye arayışı, mağazadaki kampanyaların sıkı takibi ve sonunda hedefe varış.. Peki sorarım size; bu aldığınız hediyelerle haklarını ödemiş mi oluyorsunuz?! Hayır da hatırlıyoruz veya sevgimizi gösteriyoruz böylece diyebilirsiniz. Peki alım gücü olan arkadaşlar her zaman hediye alıp hatırlasak daha güzel olmaz mı?? İşte ricalarımdan;
- Birincisi; haklarını hediye ile ölçemeyeceğimizin farkına varalım , bir şeyler almayı düşünüyorsanız da bunun yerine lütfen onlar adına LÖSEV gibi kuruluşlara bağış yapmayı düşünün. Bence çok daha fazla mutlu olacaklar bu duyarlı hediyenizin karşısında. Ayrıca bir ana kuzusunu dolayısıyla bir anayı daha mutlu etmiş olacaksınız. Düşününce içiniz mutlulukla doluyor değil mi??
- İkincisi; son dönemin furyası mutlu aile fotoğraflarıyla sosyal medyadan bu özel günü kutlamak. Evet yakın zamana kadar ben de bu furyanın etkisi altındaydım, Bir gün durup şöyle bir düşündüğümde bugünü anasız-babasız geçiren çocuklar ya da yakın zamanda çocuğunu kaybeden ana-babaların olabileceğinin farkına vardım ve böyle düşüncesiz davrandığım için kendime kızdım. Ne hissedeceklerini tasavvur dahi edemiyorum pek ama bu özel günde yavrusu yerine toprağıyla konuşan bir ana veya anası yerine toprağını öpen çocuk düşününce bile tüylerim diken diken oluyor. Bir de her daim elimizin altında olan sosyal medyada gezinirken sıcak aile fotoğrafları görmek acılarını daha daha arttırmayacak mı? Allah’ım sana çok şükür ailem yanımda deyip sevgimizi göstersek , uzağımızda bile olsa görüntülü konuşup seslerini duysak yetmez mi bu sade kutlama sizce?? Bence yeter hem de daha samimi olur! Bir de kimsenin acısını tazelememiş oluruz!!
25 Nisan 2020 Cumartesi
karantina günleri
Şu günlerde zor mu zor bir dönemden geçiyoruz tüm dünya olarak ki bunun ne kadar süreceğini bilemiyoruz maalesef.
Çağımızın virüsü Covid-19 bize şu karantina günlerimizde şöyle bir düşünürsek aslında sosyolojik/psikolojik olarak ne çok şeyi hatırlattı değil mi? Ne mi bunlar gelin hatırlayalım:
En başta, sağlıklıyım diye şükretmeyi unutmuşken şimdi her sağlıklı günümüzde binlerce kez şükreder olduk. Gösterişe, şatafata, aman şöyle desinler, böyle desinler...olaylarına öylesine kaptırmıştık ki kendimizi hayatta var olma amacımızın ne olduğunu daha doğrusu elalem için değil en başta kendimiz için bu hayatı doya doya yaşamamız gerektiğini hatırladık. Her akşam açıklanan vaka sayılarıyla ölümün aslında ne kadar yakınımızda olabileceğini de görmüş oluyoruz. Bu süreçte imkanı olan arkadaşlarımız evde kal kampanyasını uygulayabiliyor ve böylece izole bir şekilde yaşarken aile içinde çocuklar anne-babalarıyla daha çok vakit geçirip özlem giderme fırsatını elde etmiş oldular.
Eee evde kal demesi kolay da icraati zor diyor insanımız, ne kadar çok şikayet ediliyor sıkıldım, patladım diye ki zaman zaman ben de bu moda giriyordum taa ki bir köşe yazısında şu düşündürücü cümleyi okuyana kadar;
“Şu süreçte 3 seçeneğimiz var; birincisi evde canın sıkılarak da olsa yatağında yatmak, ikincisi kuralları ihlal edip yoğun bakımda yatmak, üçüncüsü ise yerin altında yatmak!!” Sahi siz hangisini tercih ederdiniz???! Sağlıcakla kalalım..,
dinlenmeye ne dersiniz??
Onbir ayın sultanı Ramazan ayına girdiğimiz şu günlerde insan ister istemez daha çok maneviyata, kendine yönelme eğiliminde oluyor. İşte tam da bu döneme uygun olabileceğini düşündüğüm, daha önce okuduğum kitaplardan itinayla seçtiklerimi paylaşmaya geldimmm;)
- Kün fe yekun (Ahi Aratoğlu)
- Düşüncen Değişirse Kaderin Değişir (Didem Moralıoğlu)
- Butimar ( Kaan Murat Yanık)
- Deli Anne’den İnce Hayat (Mümine Yıldız)
- Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir (Hakan Mengüç)
- Abum Rabum (İskender Pala)
- İrade Terbiyesi (Jules Payot)
- Gerçek Mucize Kendine İnanmaktır (Ethem Emin Nemutlu)
- Amak-ı Hayal (Filibeli Ahmed Hilmi)
24 Nisan 2020 Cuma
verimli karantina
Malumunuz önümüzdeki 4 gün sokağa çıkma yasağı uygulanacak. Herkes yeme-içme- ev ihtiyaçlarını vb. karşılamaya yönelecek. Ya peki ruhsal ihtiyaçlar. Bunalım moduna girmemeniz için okuduğum kitaplardan size birçok türden önerilerde bulunacağım;
- Semerkant (Amin Maalouf)
- Baharda Yine Geliriz (Barış Bıçakçı)
- Romeo ve Juliet ( Wllliam Shakespeare)
- Pia Mater (Serkan Karaismailoğlu)
- Diriliş (Tess Gerritsen)
- Senden Önce Ben (Jojo Moyes)
- Acımak (Reşat Nuri Güntekin)
- Körlük ( Jose Saramago)
Kafamızda abartmayalım şu süreci kendimizi kitaplarımıza verelim, göz açıp kapayıncaya kadar bitiverecek:)
23 Nisan 2020 Perşembe
23 Nisan
Çok büyük bayram bu bayram herkese kutlu olsun
Çok büyük bayram bu bayram herkese mutlu olsun
23 nisan kutlu olsun
..
Sevinin küçükler övünün büyükler
23 nisan kutlu olsun
..
•
Çocukken nasıl heyecanlı, coşkulu söylerdik değil mi bu şarkıyı:) Bir gün yaaa bir gün bizim olmuş, bize armağan edilmiş ne kadar özel hissederdik kendimizi. İşte bu anlamlı özel günde ben de çocuklarımız için okuyup çok beğendiğim çocuk kitaplarını sizlerle paylaşmaya geldimmm ama öncesinde daha nice 100 yıllara diyorum!!
- İçimdeki Müzik
- Şeker Portakalı
- Çizgili Pijamalı Çocuk
- Momo
- Pal Sokağı Çocukları
- Sol Ayağım
- Simyacı
20 Nisan 2020 Pazartesi
bilmediğini bilmek
Geçen gün bir kişisel gelişim kitabında ,beni derin düşüncelere daldırıveren, ünlü filozof Lau Tzu’nun “ Bilmediğini bilmek en iyisidir.Bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır.” sözüne denk gelmiştim . Ne kadar da doğru değil mi? Çoğu kişi “her şeyi ben bilirim” modunda takılıp durmuyor mu?? Bu kişi:
- Her konu hakkında fikir yürütebiliyor
- Her şeyi ben bilirim
- konuşurken sıranın kendisine gelmesi için sabırsızlanır
- Söylediğinin doğru olduğunu çürütseniz bile asla kabul etmez
- “Bilmiyorum” derse çevresi tarafından küçümseneceğini düşünür
Velhasıl kelam arkadaşlar bu dertleşme yazımla tekrarlıyorum her şeyi bilmemiz imkansız! İlk önce kendimizi bilelim ki bilmediklerimizin farkına varmış oluruz böylece!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)